yas otuz bes

adrenokortikotropik
ömrümüze biçtiğimiz değerler eşliğinde, böle parçalaya yaşadığımız hayatlarımız var bizim. hayatın yollarını üçe beşe yediye bölüp tüketiyor, tükettiriyoruz.
daha ilkokuldayken beklentimiz çok gelecekten. daha çok teneffüslerimiz olmalı rahatça koşturacağımız, arkadaşlarımızla oynayacağımız. özgürlük olmalı bir de, istediğin kadar terlemenin üstüne de soğuk soğuk su içmenin,hasta olmadan,uyarılmadan. liseye gelince de özgürlüğün hayalini kurma özgürlüğüdür beklentimiz. varsın gerçek olmayacak olsun,düşlemenin özgürlüğünü iliklerimizde hissetmek isteriz,gençlik işte,delilik,der,gülümser yine de düşlerimize mutlaka kulp takar,iki kuruşluk huzurumuzu kaçırırlar.on dokuzumuza gelince lisedeki gibi olmasa da hayal etmenin özgürlüğüdür istediğimiz. artık kendimizce daha gerçekçi çerçevelerden bakarız ya hayata, ne bileyim öğretmen olacaksak en idealistinden olmak isteriz, bana en çok ihtiyacı olanın yanında olmalıyım hep deriz, doğu’ya gitmek isteriz gencecik yaşımızda, üç beş kuruşa satılan,kadınlığından utanan, utandırılan kızları kurtarmak isteriz lakin öldürülürüz ya bir otobüs baskınından memleket dönüşü, ya da masa başında anlatırken öğrencilerimize dünyanın güzelliklerini ve geleceği. yirmi beşimizde daha sağlam ve bir o kadar da titrek basmaktadır ayaklarımız,düşlerimizde vurulmaktan üzülmekten yorulmuşuzdur. artık tek hayalimiz iyi para kazandıran bir iş ve bizi gerçekten sevecek bir eştir, sonra da bir çocuk,dünyanın en şeker çocuklarından biri ,en iyi yetiştirilecek ve en çok sevildiğini hissedenlerinden. ve yaş otuz beştir artık. üstüne şairlerin,yazarların dil döktükleri, sayısızca kelime harcadıkları meşhur yaş. artık düşlemekten yorgun, özgürlükten bıkkın, sadece huzur arayışı içindedir bünye. sonsuz bir huzur, mutluluk değil. mutluluk yorar insanı hem azcık mutluluk umut getirir beraberinde ve hayal kırıklığı...ne umut etmeye haliniz vardır, ne kırılmaya. gelecek, huzuru beklemek ve düşlemektir artık
ah,terliyken soğuk su içtiğinizde hasta olmasaydınız da kızmasaydı anneniz, bir sürü iğne vermeseydi doktor amca, yanmasaydı canınız, hunharca eleştirilmeseydi düşünceleriniz, güldünya’yı kurtarabilseydiniz, mecbur olduğunuz için değil, sevdiğiniz için yaptığınız bir işiniz olsaydı ve düş kırıklıklarından uzak bir dünyaya doğurabilseydiniz çocuğunuzu, o zaman otuz beş yolun kaçta kaçı ederdi?

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol